Kili Yolunda…Itır’ın ağzından..
Aylardır bunun hazırlığını yapıyoruz, ben yine de hiç hazır hissetmiyorum! Küçük küçük şeyler aklıma takılıyor, endişelendiriyor. Acaba bu kadar ‘layer’a rağmen üşür müyüm? Yeterince Cliff bar aldım mı? Nereden bilebilirdim ki Magambo adında bir şefimiz olacak, pişirdigi her şeyin dibini sıyıracağız. Güvendiğim bir şey varsa o da annemin elime tutuşturduğu mini ecza dolabı (mini fazla- ecza dolabı!). Alerjiden beyin ödemine, her şeyin caresi var ilaç çıkınımda.
Londra’da arkamda bıraktığım zavallı yakınlarımı stresimle delirtip yola çıkıyorum. Ayşe ve Şirin’in derdi biraz farklı. Onlar Kasırga Irene’den kaçıyor. Amsterdam’da buluşup aynı uçakla Kilimanjaro’ya gideceğiz. “Gelebilecekler mi acaba??” krizini hep beraber yaşadık, sonucu aşikar :). Irene heralde dedi ki, “bunların amacı pek güzel, bırakayım kaçsınlar!”. Birazcık kulağı ters göstererek olsa da ulaştılar Amserdam’a: New York - Minneapolis - Chicago üzerinden…Ayşe’nin çakısı güvenlik kontrolüne takıldı, kavuşmamız bir 10 dakika daha gecikti ama sonra 3ümüz birlikte uçağımıza bindik. Istikamet Kilimanjaro ve 5 Indiana Jones, yani Hakuna Matata ekibinin safaricileri!
Kilimanjaro Havaalanı, Esenboğa’nın 6 yıl önceki hali. Yadırgamıyorum.
Elektrik kesintisi vesaire derken bizi Impala Hotel’e götürecek Jeff’i buluyoruz. Safari Jeep’e atlıyoruz.

Etraf zifiri karanlık. Kilimanjaro sağınızda diyor ama görmemize imkan yok. Ilk Swahili dersimize böyle başlıyoruz. Jambo, Mambo, Mambo Poa ve en sevdiğim kachizi kame ndizi! Tanzanyalıların ağzından çıkan her şey pozitif. Çılgın bir kaç viraj, trafiğin aksi yönünde gitmek derken otele varıyoruz. Resepsiyonda Passion Fruit Juice’lu kavuşma faslımızla, Hakuna Matata ekibinin hepsi ilk defa aynı anda, aynı yerde (aynı kıtada!) bir arada oluyor. Önümüzdeki haftanın heyecanı yorgunlukla karışıyor. Cibinliklerimizin içinde, keskin bir sinek savar kokusu eşliğinde deliksiz bir uykuya dalıyoruz.







